Dün gelen mailleri açarken dostumun gönderdiği mail, bizi ciddi şekilde sarstı desek yeridir. Genelde resim çekmek ve çekilmekle pek aramız yoktur. Fakat dostlar öyle bir resim çekmiş ki işte o resim her şeyin ifadesiydi. Bizi biz yapan ve bizlerden bir kareydi.
Yıllardır hasretiyle yandığımız, şehadet marşlarına kazdığımız dizeler, gerçek sahiplerini bulunca bizi ne zaman bulacak. Ne zaman bizde şahidleri olacağız o ölümsüzlük diyarının diye dertlenir- hüzünlenirdik.
Şimdi/ işte şimdi…
Ya şimdi, bizi bulacak birazdan dediğimiz ama bir türlü bulmayan o nişanlı mermiler.
Zaman ve mekânı belli olmayan, aynı sevdaya gönül vermiş, bu kavganın deli çocuklarıyla sevdalanır, gecelerimize kurşun dökerdik.
Takdiri ilahi
Gemi ehli yol alınca, bizler eyvah!
Kaçtı avuçlarımızdan, avuçlarımızı ovarken sıyrıldı sevdanın yiğidleri. Haberler geldi o diyarın sakinlerinden. Coğrafyamın dört bir yanına şehidler getirildi.
Fatih camii oldukça kalabalık ve birer birer şehidler anılarak namazlar kılındı. Dokuz can ve dokuz fidan. Şehidlerin namazları kılındıktan sonra memleketlerine götürülürken ŞEHİD Necdet Yıldırım bizlere kaldı. Onbinlerce yürek Necdet’i cenaze aracına koymazken, omuzlarda taşıdık aziz yiğidimizi. Rabbimin lutfu şehidimiz o kadar aziz insanın arasında bizlerin omzuna düştü. Helallik aldık ve şehidimizle konuştuk omuzda taşırken.
Beyazıd camii ve onbinler tek yürek aynı safta. Ne meşrep, ne mezhep nede hizb. Bir şehidin ardında şehadete namzet yiğitler.
Ah keşke!
Ah keşke!
O gemide bende olsaydım. Dercesine suratlar önde. Tekbir ve marşlarla uğurlarken şehidimizi; Rabbime hamd olsun Cevdet Kılıçlar kardeşimiz omuzlarımıza düştü Şehidimizle adeta konuşurcasına halleştik. Bekle geliyoruz ey can! Prangalardan sıyrılıp geleceğiz inşallah!
Yiğit önder, direniş öğretmenimiz; Şehid Bahaddin Yıldız ağabeyimizi fatih camiinden şehidlik kabristanına taşırken omuzlarımıza düşmedi maalesef. Kabristanda yüzlerce insan, iki yiğidi uğurlarken bizde herhangi bir kabrin başında şehidimize doğru gözlerimiz hüzünle bakıyorduk. Rabbim lutfetti şehidimize açılan yer hazırlanırken baş kısmı önümüze geldi. Yüzlerce kardeşimizin arasında sanki bir el ısrarla şehidimizi yanı başımıza koydu. Şehid öğretmenimizle kısık bir edayla
Ey yaşayan şehid!
Ey bu diyarın bağrından yetişmiş yiğit ağabey!
Rabbine dua eyle biz yaşayan ölüler için. Dua eyle ki; bizleri de katına alsın.
‘’Rabbim! ne olur yegane ilahım! Direniş öğretmenimin şefaatine nail eyle bizleri. Bizlere de şahadet şerbeti ihsan eyle’’.
Bu duaları ederken o kadar düşündük ki acaba bizi bulur mu? Bulur mu? Kutlu şehadet.
Rabbim şahiddir ki hiçbir karede bulunmak bizlere bu kadar lezzet vermedi. Ne kardeşlerimizle, nede çocuklarımız ve ehlimizle. Yaşadığımız bunca güzelliği kardeşlerimizle paylaşmak istedik.
Kim bilir belki sıra ?
Selam ve dua ile..
Abdulkadir Seven



